1 Mayıs 2007 Salı

Sihirli Elma

SİHİRLİ ELMA (Zümrüd-ü Anka)

Baba ve üç oğulun yaşadığı evin bahçesinde bir elma ağacı varmış. Ağaç her yıl yalnızca üç meyve verir imiş. Ancak her yıl olgunlaşan meyveler sahiplerinin yemesine fırsat kalmadan teker teker yok oluyormuş.
Sonunda meyve mevsiminde geceleri nöbet tutmaya karar vermişler. Büyük ve ortanca oğullar nöbetlerinde uyuyakalınca o yıl da iki meyve yok olmuş. Üçüncü meyve için nöbete duran küçük oğul gece yarısı bir ejderhanın geldiğini görünce okuyla onu yaralayıp kaçırtmış.
Sabah olunca üç kardeş kan izlerini takip ederek yaralı ejderhanın peşine düşmüş ve izlerin bir kuyuda sonlandığını görmüşler. Bunun üzerine bir iple kuyuya inmeye karar vermişler. Tedbir olarak inmekte olan “dondum” derse ipi salmaya devam edilmesini “yandım” derse geri çekilmesinde anlaşarak işe başlamışlar.
İlk olarak salınan büyük oğul korkudan hemen “yandım” diye bağırmış ve geri dönmüş. Ortanca oğul bir müddet dayandıktan sonra “yandım” demiş ve geri çekilmiş. Sıra küçük oğla gelince kuyunun dibine ininceye kadar “dondum” demeye devam etmiş.
Dibe inince karşısına bir kapı çıkmış ve onu açınca da içeride “dünyalar güzeli” bir kızın “gergef” işlediğini görmüş. Odanın diğer ucunda bir kapı daha varmış. Kız olana “ey insanoğlu çabuk kaç yoksa ejderha seni yiyecek” diye yalvarmış. Ancak küçük oğul diğer kapıya yönelip onu açarak girdiği odada ilkinden de güzel bir kız görmüş. O da gergef işliyormuş ve aynı şekilde geri dönmesi için oğlana yalvarmış. Odanın diğer ucunda da yine bir kapı bulunuyormuş. Oğlan kızı dinlemeyip kapıyı açınca kızların en güzelini bu odada gergef işlerken bulmuş. Kız odanın diğer ucundaki kapının ardında ejderhanın uyuduğunu, eğer kapıyı açarsa kendisini yaşatmayacağını söyleyip geri dönmesi için oğlana yalvarmış.
Oğlan en güzel kızı da dinlemeyip kapıyı açınca orada uyuyan “yedi başlı ejderha” yı görmüş. Ejderhanın yedi başına birer ok atmış ama ejderhaya bir şey olmamış ve yerinden kalkıp oğlanın üstüne doğru yürümeye başlamış. Bu arda oğlan belindeki tahta kılıcı hatırlayıp ona davranarak başların ortada bulunan en büyüğünü kesince ejderha yere yuvarlanmış.
Ejderhanın öldüğünü gören kızlar çok sevinmiş ve kendisini kurtaran küçük oğlana sarılmış. Oğlan kızları da yanına alarak kuyunun dibine gelmiş ve yukarıya seslenerek durumu diğer kardeşlerine de anlatmış. Üç erkek kardeşe üç gelin olacak şekilde kızlarla evlenmek üzere kendilerini yukarıya çekmelerini istemiş.
Önce ilk odada bulduğu kızı büyük oğlun eşi olarak yukarıya göndermiş. Sonra ikinci odadaki kızı ortanca oğula yollamış. Sıra kendi eşi olacak olan en güzel kıza gelince kız oğlana “ kardeşlerin bana sahip olabilmek için seni kuyuda bırakacaklar bu nedenle önce sen çık” diye yalvarmış. Ancak oğlan inanmayıp kızı çekmeleri için kardeşlerine seslenince kız parmağından çıkardığı sihirli yüzüğü uzatarak “ başın sıkışınca kullanırsın” demiş ve oğlana vermiş.
Yukarı çıkan 3. kızın güzelliği karşısında şaşkına dönen iki kardeş; kıza sahip olabilmek için küçük kardeşlerini kuyuda bırakmaya karar vermiş ve ipi keserek kızlarla birlikte kuyudan ayrılmışlar.
Böylece küçük oğul hem ailesinin başına bela olan hem de eşleri olacak kızları esir alan ejderhayı öldürüp kurtulmalarını sağladığı halde kendisi yer altı dünyasında yaşamaya mecbur kalmıştır.

Yorgunluktan uykusu gelince bir yer altı ağacı altında uykuya dalar. Derin uykudayken ağaçtaki kuş yavrularının çığlıklarıyla uyanır. Kocaman bir yılan kuş yuvasına çıkıp yavruları yemeye çalışmaktadır. Hemen kılıcıyla yılanı öldürür ve yılanı yastık yaparak uykuya devam eder.
Bir süre sonra gelen anne kuş yuvasının dağıldığını görünce; ağaç altında uyuyan oğlanın yaptığını düşünerek bir taş alıp onu vurmaya kalkar ancak yavruları durumu anlatıp bunu yapmasına engel olur. Anne kuş oğlanın uyanmasını bekler ve uyanınca ona “yıllardır bütün yavrularım bu şekilde yok oldu. İlk kez sayende kurtuldular. Dile benden ne dilersen” der. Oğlan da “şimdilik bir dileğim yok ama olursa seni mutlaka bulurum” diyerek vedalaşır ve oradan uzaklaşır.
Gide gide bir köye yaklaşır. Köyde garip bir kurban töreni yapılmaktadır. Davullu zurnalı bir alay, ağıtlar söyleyerek bir çocuğu kurban yerine götürmektedir. Kalabalığa karışıp bunun nedenini sorar. Suyun başını tutan bir dev’in kendilerine su vermek için her hafta bir kurban istediğini söylerler. Bu nedenle her hafta bir çocuğu kurban olarak kendisine verince üç günlüğüne suyu serbest bırakıp sonra yeniden kestiğini anlatırlar. O gün de sıra köyün lideri olan beyde olduğu için onun küçük oğlu kurban edilmek üzere götürülüyormuş.
Bunu öğrenince öne atılarak köylülerle birlikte devin bulunduğu subaşına gider ve çocuğu vermemek için devle kavgaya tutuşur. Devi öldürerek köylüleri kurtarır. Suyu serbest bırakır. Çok sevinen köylüler kendisi için ne yapabileceklerini sorunca şimdilik bir dileğinin olmadığını gerekirse kendilerini bulup isteyeceğini söyleyerek oradan da ayrılır.
Günler geçtikçe yeryüzüne çıkardığı sevgilisine olan özlemi çoğalmaktadır. Arayışları içinde bir çıkış yolu bulamamıştır. Geriye dönüp yavrularını kurtardığı kuştan kendisini yeryüzüne çıkarmasını istemeye karar verir. Kuşu bulur. Kuş kendisine bu yolculuğu yapabilmesi için kırk torba et ve kırk tulum suya ihtiyacı olduğunu söyler. Tekrar köye döner ve bu ihtiyaçları karşılamalarını köylülerden ister köylüler de seve seve hazır ederler. Sıra yeryüzüne çıkış yolculuğuna gelmiştir.
Kuş et ve su yükü ile birlikte oğlanı da sırtına alır, kesintisiz kırk gün sürecek yolculuk başlar. Sürekli olarak yukarıya doğru uçtukları için kuşun yemek ya da su için mola verme şansı yoktur. Bu nedenle “gak” dedikçe et ve “guk” dedikçe su vermesini oğlana tembih eder. Bu şekilde durmaksızın yol alırlar. Yolun sonuna doğru et tükendiği halde acıkan kuş “gak” diye seslenince çaresiz kalan oğlan kılıcıyla topuğundan kestiği et parçasını kuşa uzatır. Durumu anlayan kuş bunu yemeyip dilinin altında saklar ve bir daha et istemeden yolu bitirir. Yeryüzünde sırtından indirdiği oğlanın topalladığını görünce dilinin altında sakladığı parçayı yerine yapıştırıp oğlanı iyileştirdikten sonra vedalaşarak yeraltı ülkesine döner.
Bu arada oğlanın yeryüzünde kalan ve ejderhadan kurtulan babası bahçedeki çok kıymetli meyveler sayesinde zengin olarak; önce o civarın beyi ve sonra da padişahı olmuştur. Ejderha takibinden dönen oğullarını getirdikleri iki kızla evlendirdikten sonra küçük oğluna düşen kızı yanında alıkoymuştur. Bu şekilde küçük oğlunun dönüşünü beklemeye koyulmuş ancak yaşlandıkça umudu tükendiği için; ayrı köylere bey olarak yerleştirdiği diğer oğullarına, yanındaki kızı kim ikna edip evlenirse tahtı ona bırakacağını söyler. Küçük oğlandan başkasını istemeyen kız ise kendisini iknaya çalışan kardeşleri yokuşa sürmek için onlardan gerçekleşmesi imkansız taleplerde bulunmuştur.
Yeryüzüne çıkan küçük oğlan yola koyulur ve bir köye ulaşır. Geceyi beyin evinde geçirmek ister. Bey kendisine altından bir takım elbise vermesi halinde bu isteğini yerine getireceğini söyler. Oğlan da bir sandık ceviz ve bir sandık fındık ile bir çekiç verirlerse sabaha elbiseyi hazır edeceğini beyan eder. İstedikleri ile birlikte misafir edildiği odaya çekilir. Geceyi çekiçle fındık ve ceviz kırarak geçirince sesleri dinleyen hane halkı “altın elbise” dikmenin hayal olduğunu düşünerek umutsuzluğa kapılır. Ancak sabahleyin odaya girdiklerinde hayretle altın elbisenin orada olduğunu görürler. Mutlu bir şekilde oğlanı yolcu ederler. Oğlan ikinci gün başka bir köye varır. Bu kez geceyi geçirmek istediği bey kendisinden altın bir tepsi içinde altından civcivleri ile birlikte altın bir tavuk istemektedir. Oğlan ilk köyün beyinden istediklerini bundan da ister ve sabaha altın tavuğu hazır eder.
Misafir olduğu ev sahipleri aslında oğlanı kuyuda bırakan kardeşleridir. Yalnızca “sihirli yüzük” sayesinde elde edilebilecek altın elbise ve altın tavuğu ise; küçük oğlanı sevdiği için diğerleri ile evlenmek istemeyen güzeller güzeli istemiştir. Çünkü sihirli yüzük küçük oğlandadır ve bunları başka birinin getirmesi mümkün değildir. Bu nedenle iki kardeşin altın eşyalarla gelmesi üzerine kız sevgilisinin yeryüzüne çıktığını anlar. Durumu padişah olan babalarına anlatır. Baba çocuklarını sorgulayarak misafirden haberdar olur. Onu buldurtarak kızla evlendirir. Bu şekilde küçük oğlan sevdiğine kavuşarak ülkenin padişahı olur.

Derleyen : Recep Memiş
Kaynak Kişi: Tayyibe Karaca
Vize / Küçükyayla köyünden,.

Hiç yorum yok: