24 Şubat 2013 Pazar

BOCUK GECELERİ BAŞLIYOR- BOCUK KARISI- BOCUK ANASI- BOCUK DEDESİ


5.yy dan itibaren kuzey yarım küreden güneye kabileler halinde inerek Balkanlarda yerleşik yaşama gecen Pomak halkı, köy hayatının düzenli ve tertipli olması, sanılanın aksine sadece hayvancılıkla uğraşmayıp tarım köylerini oluşturmaları,Pomakları zaman üzerinde dilimlerle oynama sanatını geliştirmeyi öğretmiş ve bu zaman dilimlerine ayrıntılı notlar düşme becerisini edinmişlerdir.
Tüm insanlar gibi Pomaklarında yılları kabaca İkiye bölmek Yaz-Kış Soguk-Sıcak demek, daha öncelerin ihtiyacını karşılarken, Tarım toplumunda Soğuk zamanlarında kendi içinde bölmek ve işaretlemek gerekiyor, Sıcak zamanlarıda kendi içinde çeşitli bölümlere bölerek içlerini imgelerle doldurmak gerekiyordu.
Pomak Toplulukları kendi aralarındaki sözlü anlatımlarla karanlık cağlardan aktardıkları efsanelerle o anki yaşadıkları cağlarına yön vermeye çalışırken yarınlarınında mitolojilerini oluşturuyorlardı.
Bilinmeyen cağdaki ölüncül korkular Tarım cağının yerleşikliğinde uyarıcı Adetlere, törenlere dönüşüyorken yaşanılan günlerin olmazsa olmaz uyarılarınıda gün be gün kendi içinde üretimin kronolojisi haline getiriyordu. .
Bilindik cağlardaki adetler, gelenekler kronolojiler efsaneler aracına binip bugünlere Gelenek ve göreneklerimiz olarak ulaşmayı becerebildiler. Yazılı olmasa bile anlatıma dayalı mitolojik olaylarla, Efsanelere, Masallara, Pesnalarla, Panayırlarla Manilerle bu günlerde biz Pomaklarla buluşuyorlar.
Modern sömürgeci cagın tüm küçümsemelerine, alaycılığına, yasakçılığına karşın Bugünlere aktarılması engellenememişse yarınlarımızdada daha Eglenceli,bilimsel bir hal almalarının önü alınamayacaktır. Nasılki bilinmeyen karanlık cağlardan bilinen cağlara tüm güçlüklerine ragmen taşımışlar ve bugünlere kültürel mirasımız olarak ulaşmışlarsa yarınlarımızda da sağlıklı bir Pomak Halkının Kitlesel kutlamaların, onbinlerle eğlenmesinin geçmişi özgürce yadetmenin araçları olacaklardır.
Eski cağların, bilinmeyen karanlık dönemlerinde Pomak Ataların dünyaya bakış inancı temel olarak iki parçaya bölünüyordu. İyilikleri, güzellikleri kapsayan ve ona şükranlık duygusunun törenleştigi kısımlar ve Kötülüklerin, hastalıkların, yoklukların, verimsizliklerin, kısırlıkların hakim olduklarına inandıkları bölümler.
Kötülüklerden korunma ve onun aksi olan davranışları ve üretimde verimi sağlamak için bilinçli olarak karşı koyuş törenleri yapmaya önem verirler Büyü ve sihir önemli bir karşı koyuş aracı olarak kullanılırdı.
Halklaşmamızın vazgeçilmez bir yanını oluşturacak olacak olan bu ritüeller zaman zaman “Balkanlarda ölümsüzlügü arayan halk”olarak kardeş halklar tarafından adlandırılmamıza bile neden olacaktır. Tehlikelerle dolu tabiat olayları karşısında güçsüzlüğünü kerte kerte kavrayan pomak insanı içgüdüleriyle kötülük olarak tanımladığı olumsuz tabiat olaylarına karşı büyüden büyük bir manevi destek alarak karşı cıkıyor, sihirden medet umarak yarınını biraz daha garantiye alabilmek icin yine kendisinin uydurduğu ritüellerden keramet beklerken tüm yaşanılan şeyleri kronolojikleştiriyor bir sonraki yıla gelenekler aracılığıyla aktarabiliyordu.

YAŞADIGIMIZ COGRAFYALARDA DOGADA OLMASI GEREKEN İLK DONLAR, KURU AYAZLAR… OLMASSA EKOLOJİK DENGENİN BOZULACAGI İCGÜDÜYLE YAPILAN VE BU GÜNLERE ULAŞAN GELENEGİMİZ.
BOCUK GECELERİ.
BOCUK KARISI.
BOCUK ANASI
BOCUK DEDESİ
Şu günlerde Bocuk geceleri, Bocuk Anası, Bocuk karısı, bocuk dede adlandırmalarıyla sedenkalarla Pomaklar tarafından kutlanmaktadır.
Bugünlere ulaşan Bocuk Gecelerinde eğlenme faktörü yoğun olarak gözlenmekle birlikte inaç tarafının unutulamadığı bir damarda daha hala mevcuttur. Bu kültürel ritüelimizde herşeye rağman şenlik, büyü,sihir, bolluk, bereket içiçedir ve amacı yaşamımızın kolayması ve soyumuzun süregitmesidir.

KIŞIN EN SERT GECESİ
Bocuk gecesi kışın en sert gecen ayazlar içinde kavrulan gecelerin başlangıc simgesiymiş. Bu gecelerde sular donarsa, o yılın bolluk ve bereket içinde geçeceğine inanılırmış…
Coğu Pomak köyünde, çok şişman kişiler için “bocuk domuzu” deyimi daha hala yaygın olarak kullanılıyor olması Domuzun soğuklarda daha sağlıklı yetişmesine bir gönderme niteliğindedir.
Ana yurtlarımızda Bocuk gecelerini törensel olarak sedenkalarla kutlayan Pomak Halkı, 1870 sonrası Soy kırım ve göçlerle diğer Müslümanlarla zorunlu olarak yerleştikleri yeni yurtlarında Trakya’da Marmarada ve diğer Pomak yerleşim yerlerine geldiklerinde beraberlerinde getirdikleri bu âdetlerini daha hala sürdürmektedirler.
BOCUK GECESİNDE NELER OLUYOR 
EV DIŞINDA
Bocuk gecesinde “Bocuk Karısı, Bocuk Anası veya Bocuk Dede” diye adlandırılan bir varlığın beyazlar giyerek insan görünümünde gezdiğine inanıldığından dolayı…
BOCUK KARISI
Bocuk karısının insan kılığında beyaz çarşaflara bürünerek yaşlı bir kadın görünümünde gezdiğine inanılır. Köy ahalisinden yaşlıca bir kadın seçilir kadının karnı tencere karasıyle boyanıp yüz çizilir. Kadın eline bir kasnak alarak başının üstüne kaldırır ve üzerine beyaz bir çarşaf sarılır. Karnından aşağıya bir oklava bağlanarak buna bir ceket giydirilirek en korkunç haliyle gelir sokak sokak peşinde kalabalıklarla gezdirilir.
Gece boyu dışarda dolaşanlar bocuk gecesini eğlencelik bir hale getirilmeye çalışırlar. Bocuk Dedenin-karının-ananın gelip yemesi için dama bir tepsi baklava konur. Evin damından Bocuk Dedenin duyup, gelip yemesi için üç defa;
- Bocuk dede saralia,yada Bocuk karısı Saralia (baklava) diye bağırılarak cagırılır. (Bu güne kadar yenmemiş baklava tepsisine hiç rastlanamamış nedense )
EV İCİNDE BACADAN BAGIRAN…
Köyde yaşanlar içinde isminden başkasında ismi olmayan ismi tek olan şahıs , evindeki ocaklıgın bacasından üç kez adını bağırarak hızlıca oradan cıkar sedenkaların yapıldığı evlere yada törenlere katılıp kalabalıklicinde kaybolur. Bocuk karısı-dedesi-anası bu ismi duyunca hayvanlarla uğraşmayı onlara büyü yapmayı bırakmak zorunda kalır ve gece boyu bacadan bağıranı arayıp dururmuş.
Bocuk anası (karısı) (dedesi) bacalıktan bağıranı gece boyu yana yakıla ararken nadirende olsa bu şahsı bulursa üzerine işeyerek bir güzel rahatlar ve hayvanlara büyü yapma işine kaldığı yerden tekrar başlarmış.. (Pomak mitolojisinde Kötücüller insanları öldürmezler onların yaptıkları büyüler sonucunda açlıktan, yokluktan , hastalıktan ölürler)
Gecenin ilerliyen saatlerine doğru yüzlerini nişastayla boyayan gençler gecenin ayazına aldırmayıp çarşaflara sarınıp mezardan çıkmış ölü kılığına (Zombi) kiyafetlere bürününerek – Bocuk anası- karısı-dedesi diye bagrılarak komşuları korkuturlar. Başka bir bölgede isekıyafet değiştirmiş gencler köyde gezer dururlar, bu gezmelerde Pesnalar, pesentalar, maniler, türküler söylerler bulabildikleri çalgı aletleri bulamazlarsa tenekelerle sokak sokakkapı kapı dolanır dururlar.
SEDENKALAR YADA EV İCİ MAHALLİ (Male)
Bocuk gecelerine daha cok büyükçe evlerde, misafir ağırlama durumu olan hanelerde komşular ve akrabalar katılırlar. Bocuk gecesinde, her evde kabak pişirilirdi. Pomak Mitolojisine göre, bocuk karısı-dedesi-anası, kabak pişen eve girip, kötülük yapamazmış. Kabağın yanı sıra mutlaka akıtma akıtılması adetten olup, Kabak cekirdegi veya benzeri çekirdeklerde kavrularak bocuk karısının –anasının dedesinin en nefret ettiği kokular yayılırmış.
Gece boyunca Ceşitli bicimlerde kabak pişirilir, Güneş benzeri akıtmalar akıtılır, kaynamış mısırın mis gibi kokusu Bocuk karısını-anasını-dedesini çılgına ceviri o haneden uzaklaştırırken , Patlamış mısır, peksimet,ıspanaklı, pırasalı, börekler, Kaklarla şenlenmiş Hoşaflarla güzel güzel giderken, Armut , Ayva, gibi meyveler yenir keten helvası, kar helvası,un helvası ile sofralartadlandırılır. Pecka Başı, ocak başında oluşan koyu sohbetlerde, o anın olduğu kadar bundan sonra gelecek önemli sedenkanın alt yapısı hazılanır.
Bocuk gecesi ev ici eğlencelerinde Masallar anlatılır, bilmeceler sorulur, maniler, Pesnalar,türküler söylenir. Darbuka, tef eşliğinde Karşılıklı oyunlar oynanır. Pomak oyunlarından yüzük bulmaca, Kös oynanır kaybedenler eğlenceli cezalarla başbaşa kalırken, Genc kızlar kılık değiştirerek seyirlik oyunlarla geceye bambaşka renkler katarlar.
BOCUK GECELERİNİN BAŞLANGICI
Pomak Mitolojisinin Tarihsel sıralması güne baglı sınırlı olanları olduğu kadarıyla döneme bağlı aya bağlı mevsime bağlı olanlarıylada doludur ve hatta bir insanın bir veya iki kez yaşayabilecegi gelenekler mevcuttur.
Bocuk gecelerinin başlaması Soguk gecelerin ilk ayazlarına, donduruculuğuna suların donmasına denk düşmesi gereken gelenektir. Eksi derece Soguklarla birlikte mikropların bir cogunun yaşama şansının olmadığı bilimsel bir gercektir.
Yani BOCUK GELEEGİ SULARI DODUGU İLK GECEYLE BAŞLAR.
Koca Balkanlar ve Rodoplar ile şu an yaşadığımız coğrafya farklılığı mevcuttur. İlk donların başlaması balkanlarda daha erken tarihlere denk düşmektedir. Balkanlardan yeni yurtlarına göc etmiş olan Pomaklar Bocuk gecelerini ilk zamanlarda aynı tarihlere denk getirerek kutlamaya calışsalarda mevsimsel farklılıkları farketmeye başlanmıştır. Eski kasımın başlamasından 60gün sonra 61 gün sonra 62 günlerine denk düşen kutlamalar bu süre içersin daha biraz daha uzamış ve 72 gün sonra ve hatta yılbaşından yirmi gün sonraya denk gelmeye başlamıştır.
Bocuk gecelerinin başlangıcı Trakya ve Marmara bölgesinde ocak ayı ortasında yoğun donların, ayazların başladığı gecelere denk düşmesi bu ritüelimizin tarihsel mantığına ters düşmemektedir.
Bocuk Ritüellleri.
Bircok benzeri ritüel değişik dönemlerdeki kültürel anmalarda kulanılmaktadır. Hayvanların, bıçak altından gecirlimesi, fırın küreğinin üstünden atlatıması, islami dönemde yerine göre kuran üzerinde atlatılması vb. ugulamalar, baba marthada ve diğerlerindede uygulanır buradaki amaç kötülükleri yaşantımızdan uzaklaştırmak hayvanların kış günlerinde cok kıymetleşen sütlerinin yumurtalarının kesilmesini engellemek yeni dogmuş yavrularının ölmelerini engellemek içindir.
Sedenkalardaki amaç bocuk karısının adı tek olan şahsı bulmasını engellemek üzere saklamaktır. Bundan dolayı içeriye girip saklanan şahsı bulamaması için kutsal sayılan yiyecekler kızartılır, pişirilir,kaynatılır,közlenir, bu kokulardan nefret eden bocuk karısının içeriye girmesi engellenir. Bu engel ne kadar uzarsa bocuk karısı işeyemeyeceginden çatlayıp o sene için yok olacağına inanılırmış.
Şayet bocuk karısı amacına ulaşırsa adı tek olanın üzerine işedikten sonra hayvanlara çeşitli büyüler yapmaya devam eder sabaha karşı ceker giderken ardından hastalıklı hayvanlar bırakır, Bocuk karısının bu icraatları sonucu hayvanların sütü kesilir, kesilmese bile sütü sidiğe kokar içilmez hale gelirken , tavuklar yumurtlayamaz hale gelirmiş.
BOCUK GECELERİ POMAK TOPLUMUNDA HAYIRLARA, BEREKETLİ BİR HARMANA, İNSANLARIMIZIN POMAK BİLİNCİNE ERİŞMESİNE VESİLE OLSUN.
Şaban Korkmaz. / Pomaknews Agency
08.01.2013
Gelibolu

4 Temmuz 2009 Cumartesi

GERMEN DEDU

GERMEN DEDU




Pomak olan ve halen Pomakça konuşulan Hayrabolu ilçesi şalgamlı Köyünde Çocukluğumuz sırasında yaşanan ancak zamanla Modern Tarıma geçiş ve TV gibi iletişim araçlarının gelişmesi ile unutulan ve 20 yıl öncesine kadar sadece büyüklerin nezaretinde Çocukların katıldığı bir yağmur duası ritüel den söz etmek istiyorum. Bunu burada sizlerle paylaşmamın esas sebebi Sizlerin veya büyüklerinizin yaşadığı veya geldiği balkan ülkelerdeki biz Pomakların veya o yerlerde yaşayan diğer yerel halkın çevresinde bu veya buna benzer böyle bir etkinlik veya ritüel den bilgisi var olan arkadaşların bizlerle paylaşmasını istiyorum.

[img]http://i89.servimg.com/u/f89/11/29/37/20/peperu10.jpg[/img]

Ritüel olarak değerlendirdiğim bu gelenek uzun zaman yağmur yağmadığı ve kurak geçen bahar ve yaz aylarında Yağmur duası nedeni ile yapılırdı. Özellikle kızlı erkekli Çocukların katıldığı ve yaşça daha büyük olanların nezaretinde biz Çocuklar, (huma) dediğimiz killi topraktan bir insan heykelciği yapardık. ve bu heykelciği eski tip kiremit üzerine koyardık. üzerine ince bir bezle örter ve bunu Pomakça (ISTIRSIK) Tabir ettiğimiz herhangi bir ailenin en küçük erkek çocuğuna taşıttırırdık. Heykelciğe GERMIN DEDU derdik. Grupta olan diğer çocuklarla köyde ev ev dolaşıp, gelinen Ev sahibine ‘’ Biz sana germen duduyu getirdik. Der. Bunun üzerine Ev Sahibi ‘’ Ben onu su ile yıkıyorum, oda bizi yağmurla yıkasın’’ şeklinde söylenerek GERMEN DEDU heykelciğini su ile ıslatarak ve daha sonra bir miktar yağ, un,şeker gibi malzeme verirdi. Bu şekilde köyde dolaşılan mahalle halkından torbaların içine yağ, un, şeker, vb malzemeleri toplar ve daha sonra köy kenarında bulunan dere kenarına giderdik. Köyden birkaç kadın veya Büyüklerimiz ateş yaktırarak toplanan malzemelerle Pomakça ( KAŞA) veya (Medına kaşa ) diye tabir ettiğimiz unlu tatlıyı yaparlardı. Kazanlardan Tepsilere döker ve üzerine hafif kırmızı toz biberle kızdırılmış yağ dökerlerdi. Hazır olunca tüm çocuklar yanlarında getirmiş oldukları kaşıklarla tatlıya dalardık.

[img]http://i89.servimg.com/u/f89/11/29/37/20/germen11.jpg[/img]

Yemek olayı bitince kaşa tatlısını yapan kadın tarafından önce orada hazır bulunan ailelerin en sonca ve küçük çocukları; POMAKÇADA bu çocuklara ( ISTIRSIK) denilir. Daha sonrada diğer çocuklar pek derin olmayan dereye atılırdı. amaç çocukları ağlatmak ve yağmur yağdırmak. İlk defa katılan çocuklar daha önceki yıllarda katılan çocuklara nazaran çekingen olur ve daha çok ağlarlardı. Buna alışan biz çocuklar daha sonra bunu eğlenceye çevirirdik.


Ritüel Kuzey Bulgaristan Kökenli. Köyümüz (Şalgamlı) da 110 yıl kadar önce, Kuzey Bulgaristan Lofça ve plevne civar köylerinden göçederek şu anki bölgeye gelmişler. En son hatırladığım kadar ile Köyümde Bu ritüeli 1986-1987 yıllarında uyguladık. Ritüel her ne kadar islama aykırı olsada Büyüklerimiz demekki bu yıllara kadar bir şekilde yaşatmışlar.Zaten küçüklüğümde dindar sayılan köyümüzdeki bazı kişiler Bu olay için '' Bırakın bu putperesliği,günah işliyorsunuz ''diye başımızdakilere seslendiklerini hatırlıyorum.Bu söylemler Mayıs ayı içerisinde yaşatılan ve her mayısın 6 sında yapılan GERGÖVDEN kutlamaları içinde geçerli olmuştu. Çünkü 15-20 yıl öncesine kadar kadar gelenekleri tam anlamı ile yapılan GERGÖVDEN günü artık HIDRELEZ olmuştu.

Köyümde en son 1986 yılında yapılan Germın dedu Heykelciği tıpatıp benzeri;




1.GERMIN DEDU –Bazı Bulgar folklorcuları “GERMAN” isminin:
A.”sıcak kaynak” anlamında olan trak kelimesi “Germa” kökenli olduğunu kabul ederler.Benzerleri :Sapareva banya/ Сапарева баня/kaplıcalarının Romalı adı- “Germaneya”/ Германея/;Cerman / Джерман./ırmağının adı.
B.Bir tanrının adı kabul edilir./Ben de bu tahmine daha fazla eğilimliyim/
Bu “GERMAN” isimli tanrı doğa güçlerini afetlerini idare eden tanrıdır.Yakına kadar “germane” denilen Yağmur duası bilinirmiş.Bulgarlar bu dua esnasında aşağıdaki şarkıyı söylerlermiş:
“Пеперуда, Пеперуда
от орало на копало.
Дай боже дъжд!! “
***
Okunması:
“Pweperuda,Peperuda
Ot oralo na kopalo
Day boje dıjd!”
***
Anlamı:
“Kelebek,Kelebek
Sabandan kazmaya dek
Ver yaradanım yağmur!”
/Neden :”Yağ! Yağ yağmur!
-Tarlada çamur!
- teknede hamur…”
anımsıyor bu kafa ? /

2.KAŞA / Bulgarca “КАША “-И =Lapa,bulamaç,ezik meyve;
mecazi anlamda –karmakarışık şey
3.3. ISTIRSIK.Bulgarcada “ИЗТЪРСАК“(iztırsak) Ailenin son çocuklarına denilir.Genelde bunların diğer çocuklardan hayli yaş farkı olur.”Plan –program dışı”,daha olgun yaşta anne ve babadan gelen çocuklardır.
(Deliorman’da bizde bu çocuklara,bazı yerlerde, “sonka” derler).Konumları biraz farklıdır.Çoğu kez akıllı sayılırlar,
özel sevilirler.


Kaynak : http://www.balkanskidom.com/showthread.php?t=4183

30 Aralık 2008 Salı

Neden Pomak Kültürüne Sahip Çıkmalıyiz?

Neden Pomak Kültürüne Sahip Çıkmalıyiz?

İnsanların, toplumları, ülkeleri birbirinden farklı da olsa biyolojik olarak birbirlerine benzerler, ama inanç, düşünce, tutum ve olayları algılayış tarzı bakımından farklıdırlar.
Bu farklılığı ortaya çıkaran etkenlerin başında içinde yetiştikleri kültürel yapıdır.

Kültür bir toplumun tarihsel süreç içinde ürettiği ve kuşaktan kuşağa aktardığı her türlü maddi ve manevi özelliklerin bütününe denir.
Kültür, bir toplumun kimliğini oluşturur, onu diğer toplumlardan farklı kılar. Kültür, toplumun yaşayış ve düşünüş tarzıdır.

Kültürü belli unsurlar bir araya getirerek oluşturur.

Şöyleki:

Dil: Dil, kültür unsurlarının başında gelir. Çünkü dil olmadan öteki unsurların meydana gelmesi mümkün değildir. Dil bir halkın ses dünyasıdır. Her halk dunyayı ve evreni değişik şekillerde algılamış ve yorumlamıştır. Aynı zamanda dil kültüre ait bütün değerleri bünyesinde barındıran bir kültür hazinesidir. Bir dil, onu kullanan halkin kafa yapısını, nasıl düşündüğünü, zihninin nasıl çalıştığını ve mantığını ortaya koyar.

Din: Kültür unsurları içerisinde çok önemli bir yere sahiptir.Özellikle eski devirlerde yüzyıllarca bu kültür unsuru ön planda bulunmuş ve öteki kültür unsurlarını gölgede bırakmıştır. Dinin halklar üzerindeki hakimiyeti, imparatorluklardan millî topluluklara geçinceye kadar devam etmiştir.Milliyetçilik çağında halklar imparatorluklardan kopunca dinin fonksiyonu da azalmıştır. Dinin bir halk içerisindeki kültüre etkisi ve kültürün diğer unsurlarının oluşması ve değişmesindeki rolü ise devam etmektedir.Pomak halkının ve balkanlarda yaşayan farklı halkların oluşum sürecine ve günümüze yansımalarına baktığımızda din faktörunun temel belirleyici bir olgu olarak karşımıza çıktığını görebilmekteyiz.Elbetteki az önce bahsettiğimiz gibi din faktörü oluşum süreçlerinin çimentosudur , harcıdır.Günümüzde din olgusundan çok toplumların oluşum süreçlerinde aldıkları isimler altinda varlıklarını devam ettirdikleri görülmektedir.Bundan dolayı Pomak kimliğini salt dinsel ayrımlardan ortaya çıkmış bir isim olayina indirgemek tarihsel hatalara yol açabilecektir,açmaktadırda.

Gelenek ve görenek: Bunlar bir halkın yazılı olmayan veya hepsi yazılı olmayan kanunlarıdır.Özellikle Pomak halkına baktiğımızda yazılı kaynaklarından cok sözlu veya geleneksel uygulamalar şekilinde günümüze kimlik değerlerini taşıdığını görmekteyiz. Geçmişte ve günümüzde yazılı kanunların çoğu gelenek ve göreneklere göre düzenlenmiştir. Kanun, insanın toplum içerisindeki davranışlarını düzenler. İnsanlar bu düzeni asırlar boyunca gelenek ve göreneklerle sağlamışlardır.Aslında kişinin bütün hal ve hareketlerinin yazılı kanunlarla tanzim etmek mümkün değildir. Çünkü yasalar genellikle hakları ve cezaları tayin etmektedir. Oysa insanın toplumda birçok sosyal ilişkileri bulunmaktadır: özür dilemek, selamlaşmak, saygı göstermek, davetlere katılmak, konuşmak, tartışmak, yazmak vs.. Bu davranışlarda nasıl bir usulün gerektiğini kanunlar değil gelenek ve görenekler tayin eder.Gelenek ve göreneklerimize ne kadar sahip çıkıp geliştirdiğimiz oranda Pomak halkı olarak gelisen bir toplumsal statüye kavuşmuş oluruz.

Tarih:Bir halkın çağlar içindeki yürüyüş ve görünüşüdür. Tarih mazidir, fakat bu mazi bugünün ve dünün fertlerini halk içerisinde birbirine bağlayarak geleceğe taşır. Fertler arasında kader birliği temin eder. Aynı halka mensup insanlar tarih sayesinde akrabalıklarının farkına varabilirler. Tarih bir halkın nereden gelip nereye gittiğini gösteren kültür unsuru olarak, o halkın hayatında önemli bir yer tutar.Tarih bilincini oturtamamış toplumlar her zaman yok olmaktadir.Pomak halkı olarak tarih bilincine sahip olabilmenin çabasını vermek zorundayız.Tarih bilinci halkın kültürel ve tarihsel gelişiminin en önemli ayaklarından birini oluşturmaktadır .

Bir kültür ancak kendi toplumunun tarihi varlığında ortaya çıkabiliyor. Kültürü, yüzyıllara uzanan bir zaman çerçevesinde topluluklar meydana getiriyor, kültür de halkı ayakta, dik ve sağlam tutuyor. "Ana karnında bir çocuk düşününüz. Çocuğu bir kordonla besleyen anadır. O göbek bağını içeriden kopardınız mı, ananın da çocuğun da felaketine sebep olursunuz. Kültürle halk arasındaki bağ da aynen öyle. Halklar ancak kendi kültürleri ile yaşayabilirler."(Yavuz Bülent Bakiler)

Kültür bir halkın konuştuğu dilidir, halk sevgisidir, tarih bilgisidir, birikimidir. Değer hükümleridir.Örf ve adetleri gelenek ve görenekleridir.
Nihayet kültür, bir halkin yaşama tarzıdır.

Tüm bunları söylerken aslinda asıl önemli noktayı kaçırıyoruz.Bir türlü ve malesefki kültürün gücünü öğrenemedik.Bilemedik kültür nedir ne değildir diye.Bu yüzden köylerde veya şehirlerde yaşayan Pomak halkı olarak külturümüze yeterince sahip çıkamadık, kayda geçiremedik, geliştiremedik.
Zaten bir anlayabilsek, kültürümüzün varlık sebebimiz olduğunu.Bizi biz yapan değerleri bir anlayabilsek.Gunumuzde kulturel kimligimizle yasabilmenin guzelliklerinide tadabilme şansımız olacaktır.Malesefki bizi biz yapan kültürel değerlerimizin yok edilmesine izin vererek bugün toplumlar arasında kendi rengimizle var olacakken, bukalemun gibi hengi ülkede yaşıyorsak oranın kültürel aidiyetine katılmak zorunda ( bilerek yada bilmeyerek) kalıyoruz.
Her Pomak ferdinin kendine sormasi gerekir aslinda , yuzyillar öncesinden gelen ve geleceğe yön veren, güzellikleri ile gecenin içinde parlayan ışık kaynakları nasıl görmezlikten gelinir ki!
Neden bu güzelliklerimize kıskançlıkla sahip çikmak yerine , eski ve değer görmeyen şeylermiş gibi davraniyoruz.

Bize düşen, yaşamın acımasız sürdüğü bu dünyada, yaşamımızı kimlik ve kültürümüzü ödünsüz bir şekilde kavramak,yorumlamak ve Pomak halkı
açısından bu süreci değiştirmektir..
Sonuçta, her koşul altında, gerçeğin kendisi olan öz kültürümüze yönelmek, yok edilmek istenen değerlerimizle buluşmaktır.
İnsani ilerlemenin, toplumsal gelişmesi de böyle olmayacak mı?


İbrahim Kenar
2008

www.pomak.be

2 Aralık 2008 Salı

CİĞER SARMASI

CİĞER SARMASI

Malzemeler:

1 takım kuzu ciğeri, 2 bardak pirinç, 6 adet taze soğan, 1 adet kuru soğan

1 demet taze nane, 1 çorba kaşığı karabiber, 1 kaşık salça, 3 bardak su, yeterince tuz, bir miktar zeytinyağı.

Hazırlanışı :

Ciğerler bir tencerede kavrulur. Sonra soğan ve salça ilave edilip birlikte kavrulur. Aynı tencereye 2 bardak pirinç ilave edilip ciğerlerle kavrulur. Daha sonra 3 bardak su, tuz, karabiber ve nane ilave edilerek kısık ateşte 10 dakika pişirilir. Daha sonra kuzu ciğerinin sarmasına bohçalar halinde sarılıp bir tepsiye dizilir. Üzerine bir bardak su ilave edilir, sarmaların üstüne yumurta sarısı sürülüp pişirilir.

4 Haziran 2007 Pazartesi

Breznitsa Usulü Helva

Breznitsadan helva


Malzemeler:
Yarım litre sıvı yağ, yarım kg mısır unu, yarım kilo buğday unu.
Şurup için 1 litre su ve 1 kg şeker.

Yapılışı:
Bir tencerede sıvı yağı iyice kızdırın. Önceden karıştırdığınız unları azar azar ekleyin. Devamlı karıştırarak, açık kahverengine gelinceye kadar kavurun. Ayrı bir tencerede su ve şekeri bir kac dakika kaynatarak şurubu hazırlayın. Her iki karışım hazır olunca bir kenara çekerek ağaçtan bir kaşıkla iyice karıştırın. Servis sıcak yada soğuk yapılabilir.

Afiyet olsun!

Pancar Yapraklı Köfteler

Pancar yapraklı köfteler

Malzemeler:
30 adet pancar yaprağı, 3 adet yumurta, 1 çorba kaşığı un, 1 baş soğan, 4 diş ezilmiş sarmısak, 250 gr beyaz peynir, karabiber, tuz ve nane.

Yapılışı:
Temizleyip, yıkadıktan sonra pancar yapraklarını doğrayın ve kaynayan suya salıp yumuşayınca çıkarın. Bir süzgeçten geçirin ve derin kaba koyun. Diğer malzemeleri ilave etikten sonra iyice karıştırın. Karışımdan köfte şekline getirdiklerinizi yumurta ve una bandırarak kızartın.

Susamlı Börek

Susamlı börek

Malzemeleri:
1,5 kg un, 500 gr yoğurt, 3 adet yumurta, 1 paket taze maya, 1 çorba kaşığı tuz, 1 çorba kaşığı şeker ve susam.

Yapılışı:
Mayayı şeker ve tuzla karıştırın; ayrıca yumurta ve yoğurtu karıştırın. Yoğurt ve maya karışımını birleştirerek karıştırın. Önceden unu döktüğünüz tavada bir çukur yaparak ortasına yoğurt karışımı ekleyin. Yumuşak bir hamur haline gelinceye kadar karıştırın. Yarım saat bekletin, kabarsın... Daha sonra yaklaşık 20 adet parçaya bölün. Her parçayı açın ve rulo şeklinde yuvarlayarak önceden yağlanmış tavaya dizin. Yarım saat daha bekletikten sonra üzerine yumurtanın sarısını sürün ve susam serpin. Orta sıcaklıktaki fırında 40 dk kadar yada börek kızarıncaya kadar pişirin.

20 Mayıs 2007 Pazar

Pomak Mutfahi

POMAK BÖREĞİ
MALZEME:
Yufka 1kg.........Pırasa 3adet
Bulgur 1kgSıvıyağ 200 grSüt ...........1fincan
Yoğurt
Yumurta .........Salça .............Karabiber
YAPILIŞI:
Pırasa ayıklanır piyaz şeklinde doğranır. Bir miktar yağda sote edilir, yıkanmış bulguru da ilave edip tuz karabiber eklendikten sonra yarım su bardağı suyla bir çorba kaşığı salça eklenir, demlenmeye bırakılır. Orta boy bir tepsinin dibi hafif yağlanır yufka serilir süt yumurta ve yoğurt ve sıvıyağdan hazırlanan karışımı gezdirin, tekrar bir yufka tekrar sos dökülür, demlenen pırasalı bulgurumuzu yufkaların ortasına yaydıktan sonra sırasıyla yufka sos olmak üzere yufka bitene kadar işlem tekrarlanır. Kalan sosun tamamı da böreğimizin üzerine döktükten sonra 180 derece ayarlı fırınımızda 20 dk pişirilir, pişme işlemi bittikten sonra böreğimizin üst kısmının yumuşak kalması için damla şeklinde su serpiştirilir.
AFİYET OLSUN.
Ek olarak
Kasha: Mısır unu ve sütten yapılan harika bir muhallebi.
Pita:Yufkadan yapılan kat kat bir börek
Pomak Baklavası: Önce yağ, un ve sütten oluşan karışım kavrulur, fırınlanır, şerbetlenir. Kıvamı tutturmak zordur. Ağır bir tatlı.
Tiganisa: Bunu bilmeyen yoktur diye düşünüyorum. Peksimet, lokma, pişi gibi kullanılan isimleri de vardır.
Pomak Ekmeği: Genelde köy fırınlarında yapılır. Fırınlanmadan 1gün önce dinlendirilir. Harcında patates rendesi de bulunur. Sıcak sıcak fırından çıktığında tereyağı ve salçayla harika bir kombinasyon oluşturur.
Kombarnik-Patatesli börekKori- Yufka şeklinde açılır, güneşte kurutulur ,sonra kırılır büyük parçalara ve fırında biraz kızartılır, makarna şeklinde hazırlanır.
Tranu- Buğday hamurundan pilav gibi taneler yapılır ve süt ile hazırlanır.
Kutmac- Koyunların sütü çok az kaldığında, son sütlerden çok yavaş ateşte uzun süre koyulaşıncaya kadar pişirilen süt.
Siyara- İneklerin doğumdan sonra ilk sütlerden ya böyle direk pişirilir yada börek yapılır.
Urda- Bir tür taze peynir.
Varyavu- Pilav ve dana yada koyun etinden bir yemek, genelde düğünlerde insanlara ikram edilir.
Pitar- Bir hayvanın ciğer, bağırsak vb. gibileri iyice temizlenir sonra biraz haşlanır. Çok ufak şekilde doğranır ve bol yağda uzun bir süre kızartılır. Bu hazır olunca kaplara dökülür ve iyice sertleştikten sonra kaplardan çıkarılır ve sucuk gibi bir yerlere asılır. Biraz sazdırma'ya benzer. Güzel meze olur, hem soğuk hemde ısıtılmış şekilde yenebilir.
Pastarma- Tuzda kurutulan genelde koyun, kuzu eti. Bol suda bir gece bekletikten sonra fasülye, mercimek gibi yemeklerde kullanır. Yada kor üzerinde kızartılır, çok lezetli kokusu olur. Genelde kış mevsimlerinde kullanılır.
Ceverme- Buda sanırım biraz diğerlerinden değişik. Mutlaka bir kuzu yada oğlak olmalı ve içinede “resilka” pilavdan ve hayvanın ciğer vb. gibilerinde hazirlanan bir karışım onu içine doldurarak dikerek fırında uzun zaman kızartılır.
Nohut ekmeği(nohutin lap) Bayram arifesinden bir gün önce hazırlıklarına başlanan Nohuk ekmeği O güne özel olarak bu konuda ehil bir kadın tarafından yapılan Nohutlu mayadan almak için her haneden bir kişi sabah ezanından önce maya’yı yapan haneye giderler . Sıraya girerek paylarına düşen maya’yı aldıktan sonra , arife günü her evde mayası nohut’tan olan somun şeklinde
Nohut Ekmek( Nohutın leb) yapılır . Bu ekmekler tepsiye dizilerek her somun ekmeğin üzerine bir parça toz şeker yada lokum konularak tepsinin üzeri peşkir(Havlu) ile örtülerek aynı sokakta bulunan tüm komşulara anne veya kızlar tarafından dağıtılır.Buna Pomakça’da (Pudava) denilir.Sırf Bayramlarda yapilan bu gelenek sırasında çocuklar komşulardan gelen ekmeğin üzerindeki tatlı çeşitlerini kapmak için saldırır.Güzelliğide burda zaten.
Kurkuvach(Kuvastra): Sonbahar mevsiminde koyun veya keçilerin sütten kesileceği zaman son sütlerinden yapılır.Süt kaynatılır.Kaynadıktan sonra içine az bir tuz atılır ve soğumaya bırakılır.Bu sırada başka bir kap içerisinde daha önceden hazırlanmış peynirler parça parça kırılır ve kaynatılmış olan sütün soğumasından sonra süt peynir kırıntılarının üzerine dökülür. Ayrıca daha lezziz olması için bu karışımın içine suda az haşlanmış yeşil biber( tatlı veya acı) konulup 3-4 gün soğuk bir yerde dinledirilir. ve sonrasında yenilebilir duruma gelmiş olur.
İSMİDAL:Rodoplara mahsus hem yemek hem tatlıEkmek; İsmidal teknesi denen tahta tekneye yada bir tencereye doğranır. Yağ kızartılıp bu ekmek parçalarının üzerine dökülür. Şeker yada tatlı bir şey (pekmez yada bal) eklenir ve karıştırılır. Hem tatlı hem de yemek niyetine afiyetle yenir.

1 yorum:
şeyma dedi ki...
dobra veçar bende kaçamağın tarifini vermek istedim
= KAÇAMAK
=MALZEME
1 kg mısır unu2 kg su250 gr tereyağüzerine isteğe bağlı ekşimik(urda)veya pekmez
YAPILIŞI=su kaynatılır.kaynatılan suyun içine mısır unu koyulur.tencerenin ortasına delik açmak amacıyla oklava yardımı ile karıştırılır.koyu ve yumuşak bir kıvam aldıktan sonra ocaktan alınır.başka bir tepsiye erimiş tereyağı gezdirilir.daha sonra pişen karışımdan kaşık kaşık alınıp tepsiye koyulur.üstüne tekrar bolca tereyağı dökülür. isteğe bağlı olarak üstüne pekmez veya ekşimik koyulark yenir.AFİYET OLSUN..

Gurnik

GURNİK
Malzemeler: 1 kg. Ispanak 2 orta boy kuru soğan 2 yumurta 1 tatlı kaşığı tuz 1 çay fincanı bulgur 1 yemek kaşığı kuru nane 250 gram nor 1 kg. buğday unu 1 kahve fincanı sıvı yağ Yapılışı: Ispanaklar tuzla ovularak, içine küçük küçük doğranmış kuru soğan, yumurta, önceden ıslatılmış bulgur, nane ve nor iâve edilerek iyice harmanlanır. Başka bir yerde, buğday ununa ılık su ve tuz ilâve edilerek bulamaç haline gelene kadar karıştırılır. Un ve sudan elde edilen karışımın yarısı sıvı yağ ile önceden yağlanmış tepsiye dökülür, diğer yarısı da araya konan ıspanaklı karışımın üzerine dökülür ve kızgın fırında yarım saat pişirilir.

Maglube

Maglube
Maglube (4 Kişilik)
Malzemeler: 750 gram kuşbaşı et 2 su bardağı pirinç 3 su bardağı sıcak su 3-4 adet orta boy patates, 1 çay bardağı konserve bezelye, 1 adet orta boy havuç, tuz, karabiber, 1 çorba kaşığı tereyağı veya margarin Pilav için: 2 su bardağı pirinç 3 su bardağı sıcak su Yarım su bardağı mısırözü yağı, Tuz Patatesleri kızartmak için: 1 su bardağı sıvı yağ, 1 adet et suyu tableti (arzuya göre) HAZIRLANIŞI : Pirinci sıcak tuzlu suda 15-20 dakika bekletelim. a- Etleri düdüklü tencereye alalım. Üzerine biraz çıkacak kadar sıcak su ekleyelim. Orta hararetli ateşte haşlayalım. Etler yumuşadığında içine tereyağını, tuzu ve karabiberi ekleyip, 5 dakika daha pişirelim. Konserve bezelyeleri ve haşlayıp, küp küp doğradığımız havucu ekleyip, yayvan bir tencereye yerleştirelim. b- Patatesleri yarım parmak kalınlığında yuvarlak dilimler halinde keselim. Kızgın sıvı yağda yarı yarıya pişecek şekilde kızartalım. Etlerin üzerine bir sıra patates döşeyelim. Arzuya göre tencerenin kenarlarına da bir sıra patatesi dik olarak yerleştirelim. c- Pirinçlerin suyunu süzüp, nişastası gidene dek birkaç su yıkayalım. Sularını süzelim. Ayrı bir tencereye sıvı yağı alıp, kızdıralım. Pirinçleri şeffaflaşana dek kavuralım. Kavrulan pirinçleri yayvan tenceredeki patateslerin üzerine yayalım. 3 su bardağı sıcak suya arzuya göre 1 et suyu tabletini ve yeterince tuzu ilave edip, karıştıralım. Et suyu eridiğinde tencerenin kenarından yavaşça suyu boşaltalım. Tencerenin kapağını örtüp, ağır ateşte pirinçler suyunu çekip, üzeri göz göz olana dek pişirelim. Ateşten alıp, tencerenin üzerine temiz bir bez örterek 15 dakika demlenmeye bırakalım. Tencereyi düz bir servis tabağına ters çevirerek yemeğimizin şeklini bozmadan özenle çıkartalım

Lutuka

Lutuka
MALZEMELER (5 kişilik)
1,5 kg patlıcan, ½ kg çarliston biber, 1 kg domates, 1 çay bardağı zeytinyağı, 1 çay bardağı sirke, 1 demet maydanoz, 1 baş ezilmiş sarımsak. Patlıcan, biber ve domatesler ateşte közlenir. Kabukları soyulup bir kap içine küçük küçük doğranır. Domateslerin suyunun kalmaması için kısa bir süre ateşte kavrulması iyi olur. Domatesin pişirilmesi sırasında içine ezilmiş sarımsak ilave edilir. Karışımın pişmesinden sonra ayrı bir kapta doğranmış olan patlıcan ve biberlerin içine bu domates karışımı ilave edilir. Üzerlerine maydanoz ilave edilip servis tabağına alınır.

Keshkek

KESHKEK
Malzemeler: 1 1 kilogram taşta çekilmiş bulgur 1 1 küçük tavuk 250 gram tereyağı Tuz
Yapılışı: Temizlenip haşlanmış tavuk, küçük küçük doğranır ve akşamdan ıslatılmış buğdayla karıştırılır. Daha sonra bu karışım tavuk suyu ile tuzu ilâve edilerek pişene dek kaynatılır. Pişince üzerine kavrulmuş tereyağı gezdirilir.
Afiyet olsun...
Kaynak Kişi:Zeynep Ali Yaşı: 83 Doğum yeri: Gümülcine (Komotini) Yöre: )

Kashli Malay

KASHLI MALAY
Malzemeler: 3 yumurta 2 pırasa Bir su bardağı süt Bir tatlı kaşığı tuz Mısır unu
Yapılışı: Yumurtalar bir kabın içinde iyice çırpıldıktan sonra, içine süt ve tuz ilave edilir. Bulamaç haline gelene kadar da, bu karışıma mısır unu ilave edilir. Son olarak, doğranmış pırasalar da katıldıktan sonra, bu karışım önceden yağlanmış orta boy bir tepsiye dökülüp, kızgın fırında pişirilir. Afiyet olsun... Kaynak Kişi:Lütfiye Ahmet Yaşı: 48 Doğum yeri: Gümülcine (Komotini) Yöre: )

Akitma

AKITMA
MALZEMELER :
Yaş maya, 1 Bardak ılık süt , Yarım çay bardağı sıvı yağ, Bir yumurta sarısı , Tuz, Aldığı kadar un ,Margarin
HAZIRLANIŞI :
Yaş maya ılık sütle az ezilerek, havuz halindeki unun ortasına alınır. Bir yumurta sarısı ve azar azar süt, yağ ve tuz ilave edilerek boza kıvamında bir hamur elde edilir. Bu hamur hacminin iki-üç katına kadar ulaşacak şekilde orta sıcak bir yerde mayalanmaya bırakılır. Arada köpük köpük kabaran bu cıvık hamur kaşıkla oturaklaştırılır. Yanmaz bir geniş tabanlı tavaya çok az yağ sürülüp, ardından bir kepçe ile mayalı hamurdan kızgın tavaya dökülür. İnce olması için dökülen hamur el marifetiyle çevrilerek tavanın tabanına yayılır. Bir kaç dakika sonra göz göz olan ve altı hafif kızaran hamur ters yüz edilir. Kenara alınan AKITMA katları arasına margarin-tereyağ sürülerek tatlandırılır. İçerisine tereyağ sürülerek, domates-biber-maydanoz-soğandan-sumaktan oluşan bir salata malzemesi veya çökelek konularak afiyetle yenilir.

Borani

Borani (6 Kişilik)
Malzemeler:
1 Kg Ispanak 1 Çay Bardağı Sıvıyağ 3 Çorba Kaşığı Un 2 Çay Bardağı Süt 1/2 Çay Bardağı Su Tuz Yoğurt ve Sarmısak 1 Çorba Kaşığı Salça 1 Çorba Kaşığı Tereyağı
HAZIRLANIŞI :
Ispanakları bol suyla birkaç kere yıkayın. Yapraklarını dallarından ayırın.Yaprakları mümkünse elle, bıçak kullanmadan ufaklı parçalara ayırın. Bir tencerede, bir miktar tuzlu suyu kaynatın. Ispanakların yapraklarını kaynayan suya atıp, 4-5 dakika kadar pişirerek yumuşatın. Delikli kepçeyle çıkarın. Bir süzgecin içine koyarak fazla suyunu salmasını bekleyin. Küçük bir tencereye bir çay bardağı sıvı yağı koyun. İçine unu ilave edin. Sürekli karıştırarak un pembeleşinceye kadar kavurun. Süt ve suyu ilave edin. Bu karışım koyu muhallebi kıvamına gelince içine ıspanakları ekleyin. 1 dakika kadar birlikte kavurduktan sonta ateşten alın. Üzerine sarmısaklı yoğurt yayın. Yoğurdu mümkünse çatal veya bir mikserle biraz çırparak, biraz akışkan bir hal almasını sağlayın. Salçayı tereyağıyle birlikte biraz pişirin. Arzu edilirse, kırmızı toz biber veya pul biber ile az kuru nane de yağ ile yakılabilir. Yemeğin üzerine sosu gezdirip, servis yapın. Afiyet olsun..

Chiplak

ÇIPLAK
Malzemeler : 3 su bardağı mısır unu bir demet pırasa 1 su bardağı sıvı yağ 1 buçuk bardak yoğurt 1 çay kaşığı karbonat, tuz, baharat
Hazırlanışı :
Pırasalar ince ince kıyılıp, sıvıyağda arzu edilen baharatlar ve tuzla kavrulur. Özellikle pul biber çok yakışır. Mısır unu, 2/3 su bardağı sıvı yağ, tuz, yoğurt ve ılık su ile yoğrulur. Kek kıvamında bir yarı akışkan hamur elde edilir. Bu hamurun yarısı ayrılır ve orta boy yağlanmış bir tepsiye yayılıp, üzerine pırasalı harç konulur. Artan 1/3 su bardağı yağ kaşıkla pırasalı harcın üzerine gezdirilir.Hamurun diğer yarısı, biraz ılık su ve istenirse biraz daha yoğurt ve sıvıyağ eklenerek, alt kattaki hamurdan daha akışkan hale getirilir.İkinci kat hamurun biraz daha akışkan olması bu tarifin püf noktasıdır. Bu hamur da pırasalı harcın üzerine yayılır. Bir bıçakla sık sık delinerek pişip pişmediği kontrol edilerek, 1 saate yakın fırına verilir. Servis edilirken tepsinin ortasındaki kısım çıkartılır. Orta yere bir sahan cacık konularak sofraya getirilir ve ılık ılık yenir. Bilgi Notu : Arnavutların Pilaska böreğine benzemesine karşılık, ÇIPLAK daha çok Bulgaristan göçmenlerince ve özellikle Pomak'larca yapılan bir tariftir. Pilaskaya göre küçük farklılıklar gösterir. Bu tarifte, iki ayrı kıvamda harç vardır ve harç orta yere ayrı bir katman gibi yayılır.Oysa Pilaskada harç bütün hamurun içine karıştırılıp fırına verilir. Afiyet olsun...

Popara

POPARA
Malzemeler: 2-3 baş kuru soğan. 4-5 olgun domates. 2 yumurta. 1 kahve kaşığı kımızı biber. Yarım kahve kaşığı kara biber. Yarım su bardağı ılık su. 2-3 dilim bayat ekmek. 2-3 yemek kaşığı tereyağı. Yeteri kadar tuz. Yapılışı: Soğan ve domates küçük küçük doğranıp kavrulur, içine yumurtalar ilave edilip karıştırılır. Tuz, karabiber, kırmızı biber eklendikten sonra, içine ılık su katılır ve bir süre daha kaynatılır. Bu karışım, önceden bir tepsi içine küçük küçük doğranmış bayat ekmekler üzerine dökülür. Bunların üzerine de kavrulmuş tereyağı gezdirilir. Afiyet olsun... Kaynak Kişi: Fatma İsmail Yaşı: 76 Doğum yeri: Kozluköy (Ariana) Yöre: Gümülcine (Komotini

POPARA
Papara çok eski bir Balkan yemeğidir. İlk geleneksel tarif ( ilk vereceğimiz tarif... ), Balkan savaşları sırasında, yokluk yıllarında, eldeki kısıtlı malzemeyle uydurulmuş bir yemek olduğu yönündedir. Eldeki kuru ekmek parçalarının değerlendirmesi bu yemekte temel amaçtır. Daha sonraki dönemlerde, Balkanlarda yöresel farklıklıklar sebebiyle, benzer tarifler de mutfağımızda yer almıştır. Bu farklılıklar da aşağıda yer alacaktır. POPARA ( Geleneksel Tarif ) MALZEMELER : Bir baş soğan ,1 buçuk bardak su, 750 gr bayat ekmek , Bir tatlı kaşığı tuz , Bir tatlı kaşığı kırmızı pul biber ,250 gr tereyağ veya margarin ,Bir yemek kaşığı salça HAZIRLANIŞI Margarini kısık ateşin üzerinde erimeye bırakın Daha sonra ince ince kıyılmış olan soğanımızı margarinin üzerine atın ve soğanlar pembeleşinceye kadar karıştırın. Tuz, biberi ve salçayı ekleyerek lezzetlendirin, suyu ilave edin ve 5 dakika yüksek ateşte kaynamasını bekleyin. Bayat ekmekleri bir sini içine doğradıktan sonra hazırlamış olduğumuz çorbamızı üzerinde gezdirin. Üzerine istenirse hafif ateşte yakılmış tereyağ gezdirilebilir. POPARA - AKITMALI ( Batı Trakya'da yapılan tarif...) MALZEMELER : Yaş maya, 1 Bardak ılık süt , Bir yumurta sarısı , Tuz, Aldığı kadar un ,Margarin SOS' u için : 1 Baş orta büyüklükte soğan, Arzuya göre Tavuk eti veya Kuşbaşı doğranmış kırmızı et, Et suyu, Baharat, Salça,Tuz HAZIRLANIŞI : Yaş maya ılık sütle az ezilerek, havuz halindeki unun ortasına alınır. Bir yumurta sarısı ve azar azar su ve tuz ilave edilerek boza kıvamında bir hamur elde edilir. Bu hamur hacminin iki-üç katına kadar ulaşacak şekilde orta sıcak bir yerde mayalanmaya bırakılır. Arada köpük köpük kabaran bu cıvık hamur kaşıkla oturaklaştırılır. Yanmaz bir geniş tabanlı tavaya çok az yağ sürülüp, ardından bir kepçe ile mayalı hamurdan kızgın tavaya dökülür. İnce olması için dökülen hamur el marifetiyle çevrilerek tavanın tabanına yayılır. Bir kaç dakika sonra göz göz olan ve altı hafif kızaran hamur ters yüz edilir. Kenara alınan AKITMA katları arasına margarin-tereyağ sürülerek tatlandırılır ve soğumaya bırakılır. Başka bir tencerede, soğanlar pembeleşene kadar öldürülür. Kuşbaşı doğranmış tavuk eti veya kırmızı etler de eklendikten sonra bir süre beraber tavada çevrilir. Etler suyunu çekince salça katılır. Biraz daha çevrilip, et suyu etlerin 1 parmak üzerine geçecek kadar eklenir. Baharat ve tuzu katılıp lezzetlendirilir ve bir taşım kaynadıktan sonra, bir bardak kadar daha et suyu katılıp kısık ateşte bir yemek misali kaynamaya bırakılır. Soğuyan akıtmalar baklava dilimleri kadar kareler şeklinde kesilip, siniye yayılır. Üzerine sıcak yemeğimiz suyunu akıtmalara güzelce geçirecek şekilde yedirilir. Artakalan tereyağdan biraz gezdirilip, afiyetle yenir. NOT : Bulgaristan kökenli mübadiller ise bu yemeğe şöyle bir ayrıntı katarlar. Alta döşenen AKITMA hamuru yerine, yazdan hazırlanmış KURU YUFKAlar orta irilikte kırıklanarak siniye alınır. Arada fazla kabarık durmaması için elle hafifçe bastırılır. Ve yemek sosu, hamurlar yatışacak ve her tarafına yayılacak şekilde yedirilir. Üzerine yağ yakılır. Afiyet olsun...

Pomak Usulü Sekerpare

Pomak Usulü Şekerpare

Malzemeler:
- margarin
- Yoğurt
- Kabartma Tozu
- Un ------ Yumurta
- 1 su bardağı ceviz içi

- - Şurup mazlemesi :
- - 1/2 limon - 4 su bardağı su - 4 su bardağı toz şeker

Yapılışı:
Şekeri su ile kaynatın. Biraz koyulaştığında ateşten çekin. Yağı hafif ateşte eritin. Yumurta, kabartma tozu ve un ilavesiyle iyice yoğrun. Ceviz içi kadar parçalara bölüp avuç içinde yuvarlayın. Hafifçe bastınlarak, üzerlerine fındık ya da badem koyun. Bir tepsiyi yağlayıp, şekerpareleri dizin, 170 dereceye ayarladığınız fırında pişirin. Sıcakken üzerine daha önceden hazırladığınız şurubu döküp, üzerini kapatın. Şerbetini çektikten sonra kapağını kaldırılıp servis tabağına koyun. Afiyet olsun.

5 Mayıs 2007 Cumartesi

Kırklareli Yöresi Pomak Halk Oyunları


Kırklareli Yöresi Pomak Halk Oyunları
Aşağıda oynama şekli açıklanmaya çalışılan oyunlar Kırklareli yöresine Selanik , Kavala, Drama İskocha ve Lofcha yöresinden getirilmiş oyunlardır.

Genel olarak Kırklareli oyunları hareket,renk,melodi ve şekil yönünden Anadolu'dan belirgin bir şekilde ayrılmaktadırlar. Kırklareli ve yöresi halk oyunlarını bu açıdan inceleme zorunluluğu vardır. Bazı çevreler oynanılan oyunlardan ‘’Ziğosh Drama karşılaması’’ diye adlandırılan oyunları milli yönlerden kabul etmemektedirler.

Kırklareli ve Yöresi Pomak Halk Oyunlarının Genel Özellikleri ;

1 - Hemen hemen her oyun ağır ve tempolu hareketlerle başlar ve süratli bir şekilde sona erer.
2- Oyunlar el ele veya eller tutuşmadan oynanır.
3- Oyunlar çift zurna , çift davul ile oynanır.

Kırklareli Oyunları

Bre Değirmenci(Aman Değirmenci) Karşılama, kadın, çift-toplu, ve türkülü,
Abre Süleyman Ağa(Mandıra) : Karşılama, kadın erkek karma, çift-toplu, türkülü
Ago ( Ago oğlu ) : Horo erkek.
Ağır Tikveş : Horo erkek.
Ahmet Bey ( beylerbeyi ) : Horo
Alay Bey : Horo, erkek, türkülü
Alaylar,alaylar : Karşılama, Kadın, çift-toplu, türkülü
Ali Yazıcı :Horo, erkek
Aşağı Tikveþ : Horo erkek
Arzu ile Kanber : Horo erkek
At koşturma : Taklitli oyun erkek tek
Sirto (Şurto ) : Erkek horo
Beymisa ( Beymiya, Beymisa) : Horo erkek
Cemala : Dere oyunu da denir, Erkekler oynar.
Çeto : Erkek,toplu temsili
Çevik (Kerala) : Erkek tek
Dalyan mitra : Horo erkek
Davullar çalar 40 haydut oynar : Horo erkek
Debreli Hasan : Horo erkek
Dere boyu düz gider : Kadın,erkek, tek toplu
Domuzu bataktan çıkarma : Horo erkek
Drama karşılaması : Erkek çift toplu
Gegule ( Gergöl ağa) : Horo erkek türkülü(Hanım Ayşe, İbrahim hoca, İstanbul kasabı, Karamur karşılaması, Karşılama, Mara Yusuf, Kasap havası, Küçük molla, Mendilli oyun, Pancar havası, Patrona, Pehlivanlık oyunu, Rampi, Rum kızı, selanik, Tapşin havası, Telgrafın telleri, Toska, Üç ayak gibi oyunlar vardır.)

Zigoş : Zigoş köyünde oynanan hareketli bir oyundur.(Drama ve Kavala arasındaki köylerde) Mendil vardır. Oyun ilk önce adımlar içe basmak suretiyle ağır hareketlerle başlar, diz vurmalarla devam eder. Zurna susar, tüm eller tempolu olarak vurmaya başlar. Davulun vuracağı tokmak sesiyle beraber biter.

Kabadayı: (Ahmet bey): Oyun ağır başlar, sıra halinde dönme ve çökmeler vardır. Sonunda Ahmet bey oyununa geçiş yapılır ve oyun çok hareketli biter.

Kırk Haydut : Bu oyunda oyuncular küçük parmaklarından tutarlar ve dört ritimle sağa, sola gidiş vardır. Komutlarla sağa giderken figür değişir ve son iki sayıda sol ayak sağ ayağın arkasına getirilerek hey,hey diye bağırılır. Oyun hızlandığında omuzlardan tutulur, sağ ayakla sekme yapılarak hazırolda ayaklar bitişik basılır. Son sayıda sol ayak sağ ayağın önüne çapraz basılarak hareket tamamlanır. Oyun hızlanarak biter.

İzzet Hoca : Olay Batı Trakya da geçer. İzzet hocanın kızı kına gezesi kırk haydut tarafından kaçırılır ve sırça pınar denen yere getirilir, eğlendikten sonra haydutların en küçüğü tarafından öldürülür. Kıza yazılan türkü şöyledir ;
Kına gecemde çalgılarda dokuz dizi altınımı verdim.
Yine kurtulamadım ,
En aşağı en küçüğü canıma kıydı,
Haydi dediler sırça pınara anacığım,
Götürdüler beni dönmez yollara,
Bana sordular anacığım,
Sen kimin kızısın,
Bende dedim ki
İzzet hocanın kızıyım,
Oyuncular kol kola tutuşmak suretiyle ileriye doğru atılan adımlarla oyuna başlar. Bu ilk kısımdır, kırk haydut geldiğinde hepsi yere çökerler. Haydutlar gidince ( eyvah kızımı kaçırdılar )diye el çırpmaya başlarlar. Bu ikinci kısımdır. Oyunda oyuncular omuz başlarından tutarlar ve ritmik hareketlerle sağa ve sola giderler, komutla oyuncular sıçrayarak ve el çırparak 4 öne 4 geriye olmak üzere çökerler. Oyun hızlanır ve hazır olda ayaklar bitişik basılır. İki sağa iki sola sekerek devam eder. Çöküşlerle oyun sonuçlanır

Sülüman Ağa : Alpullu , Büyük mandıra, Sinanlı-Katranca, Pehlivanköy, yörelerinde oynanan bir oyundur. Sözleri :
Abro Süleman ağa ,
Tut çakal beygiri,
Vuralım yuları,
Alalım gelini,
Sülüman ağanın karısı,
Pencereden bakar (iki kere söylenir) .
Sülüman ağanın karısı,
Çok canlar yakar.
Kız ve erkeklerle oynanan bu oyun oldukça hareketlidir. Sağa ve sola gidişlerle mendil sallanır. Kızlarla erkeklerin gidip gelme ve yer değiştirmesi ile devam eder.

Eski Kasap : Kırklareli yöresinin en çok sevilen ve en hareketli oyunlarından bir tanesidir. Melodisinin kendine has bir özelliği vardır. Erkekler tarafından oynanan bu oyun ağır olarak başlar, ekip başının işaretiyle oyuncular birlik ve beraberlik içinde çift makam yaparlar. Oyun yine başlangıçta olduğu gibi devam eder. İkinci defa çift makam yapıldıktan sonra oyun hareketlenir. Başta bulunan oyuncu başı bırakarak seri bir şekilde etrafında döner ve oyunun sonuna geçer. Artık oyun çok hareketlenmiştir. Verilen bir işaretle muntazam sıra halinde sona erer.

2 Mayıs 2007 Çarşamba

Patila Pri Biyaganeto Prez Godina '1912'


Patila pri biyaganeto prez godina’1912. “1912’deki bir kaçışın öyküsü”


Her birimiz ya aynı hikayeyi farklı biçimlerde ya da farklı olayları benzer hikayelerde duymuşuzdur. Bahsettiğim göç yıllarında ne aileler ne evlatlarını kaybetti, bazıları buluştu, bazıları da.... İşte size kendi ailemden gerçek bir hikaye
1912 cıvarında Nevrokop bölgesi orada yaşayan herkes için tam bir kargaşaya dönüşmüş. Büyüklerimizin birçoğu kurtuluşu yola çıkmak, evini barkını terketmekte bulmuş. Bazılarının malı mülkü var, bazılarının yok. Ama ümit hiç yok. Bazıları bütün eşyalarını yüklemiş, arabası, atı, öküzü olmayan da sadece taşıyabileceği kadarını sırtlamış, koyulmuş yola.
Pirin dağlarında Breznitsa diye bir köy vardır. Çok sevdiğim, harika bir doğası olan bu yer benim memleketim. İşte köyün yerlisi bir Pomak ailesi Macaruvi’lerden karı-koca Selime ve Bayram bir avuç dolusu eşyalarını yuklemişler yegane atlarının sırtına, koyulmuşlar yola. Selime’nin iki yavrusu Sale (Saliha) 6 yaşında, elinden tutarak yanında yürütüyor. Daha sonra babaannem olan Adile de şinkrak, omuzlarında... Haa bir de daha sonra dünyaya gelen Fatme de yüreğinde...
Bu kahredici yolculuk boyunca komşu köylerden birinden başka bir aile de onlara yetişiyor. Bizimkilerin halini görünce içlerinden yardım etmek geliyor ve kız arabaya binsin, yürümesin kısacık bacakları ile derler. Selime de diğer komşuların teşviki ile –Hadi ver! Deyince Sale’yi arabaya bindiriyor. İleride mola da buluşuruz diyor ve ilerliyor ve gözden kayboluyorlar.
Gün geçer, iki mola yeri geçer, araba yok, Sale de yok. Bir daha ne gören var ne duyan...
Köy ahalisi Kavalaya varır, ne görsünler, deniz bir kabarmış, bir kabarmış ki göz açtırmıyor. O havada yola çıkmayı göze alan tekneler “katu çarupki sa ubraştaa” (Ceviz kabucukları gibi tepetaklak oluyor) Bekle, bekle ancak bir noktaya kadar. Ne mecalleri var ne çare ne de paraları. Yaban ellerde beklemeye dahi takatleri kalmamış. Çaresizlik içinde geri dönmekten başka yol bulamayanlar gerisin geriyola koyulmuş. Köylerini yakılmış halde bulmuşlar ama yenıden başlamışlar. Ne yazık kı bazı aileler de geldikleri gibi değil ama bazılarını geride bırakarak... İşte kalanlardan biri; Sale Macaruva!
Sonradan duyulduğuna göre Saleyi arabalarına alan ailenin kendi evlatları yokmuş!
Evlat, can değil mi? Belki öteki aile de dönmüştür umudu ile bütün komşu köyleri taramışlar, heyhat! Seneler geçer, Fatme ve Adile büyür ve genç kız olurlar. Bir gün Yunanistyan tarafından gelen bir aile Adile’yi görür ve yaşadıkları yerdeki bir ailenin kızına inanılmaz benzerliğinden dem vurur. O zamanlar sınırı geçmek, başka bir ülkeye gitmek nerdeee! Yine de bir umutla araştırırlar, soruştururlar, haber gönderirler... Herhande zaman mübadeleye denk gelmiş olmalı ki bir de duyarlar, o aile Türkiyeye göçmüş.
İşte ailemizin dramı... Onlarca yıl sonra hala bir umut, hala bir bekleyiş. Acaba kaçırılan, ya da talihsizlik eseri kayıbolan halamızın çocukları oldu mu? Bir yerlerde kuzenlerimiz, akrabalarımız var mı? Bir dalımız, budağımız var bir yerlerde, ama nerede? Hiç bizden haberleri oldu mu? Yunanistanda mı, Türkiyede mi, ama nerede iseler onlar için çarpan yüreklerimizi duydular mı?
Bu sadece ailemizin hikayesi....
Çevirideki yardımı için Hikmet’e teşekkürler!